ZAGOR MACERASIYLA,
ÇAĞDAŞ BİR FİLOZOFA SAYGI DURUŞU
Hazırlayan: eankara

‘’ Entelektüel meraka sahip olmak, hayatta olmak demektir ‘’ Umberto Eco


Milyonların sevgilisi olan bir çizgi roman kahramanı için bir şeyler yazmak kolay değil. Zira, hayranları tarafından çoğu bilinen bilgilerin üzerine bir şeyler eklemek , katkıda bulunmak söz konusu. Üstelik konu ‘’ Zagor ‘’ ile ilgiliyse !
Efsane ikili Bonelli – Ferri tarafından 1961 yılında oluşturulan ve hayran sayısı artarak günümüze kadar gelen ‘’ Zagor Tutkusu ‘’ , grafik yapısı, zaman zaman farklılıklar gösterse de, bu sevgi artarak devam ediyor.

Bu yazıda , Zagor’un orijinal sayı numaralarına göre, 318 , 319 ve 320 no.lu ciltlerinde bulunan uzun macerasına değineceğim. Kaptanın Sırrı, Gizemler Manastırı ve Canlı Gömülenler isimli ciltlerdeki uzun macera, 318. Cildin sonlarına doğru yer alan ‘’ Kanlı Mesaj ‘’ ile başlıyor. Senaryo yazarı Burattini’nin ilk döneminde yaptığı çalışmalardan birinin, yine çok sevdiğim düşünce adamı ( filozof , yazar ) Umberto Eco’ya yaptığı adeta bir ‘’ saygı duruşu ‘’ niteliğindeki çalışması.

Sonda belirteceğimi başta yazacak olursam, bu yazı sadece bir Zagor ya da Umberto Eco yazısı değil. Bahsettiğim macera gereği , hem Zagor’a hem de Eco’nun muhteşem eserine, yer yer de Eco’ya değinmek amacım.

Zagor Macerasındaki Çağrışımlar ve Burattini
Biraz naif şekilde başlayan maceranın girişinde , Chico balık tutarken kanla yazılmış garip bir mesaj içeren bir şişe yakalar . Mesaj Rose Valley Akademisi’ndeki, teğmen Mark Hudson’dandır. Bu şekilde başlayan macera, sonrasında ortaya çıkan hiç umulmayan olaylarla, tıpkı ‘’ Gülün Adı ‘’ romanında olduğu gibi, okurun karşısında çözülmesi gereken gizemler yumağı oluşur.

Çizgi roman senaristi ve aynı zamanda yazar, denemeci, uzman eleştirmen, sergi küratörü ve tiyatro yazarı olan Moreno Burattini, çizgi roman senaryoları üzerine yazdığı bir tezle Floransa Üniversitesi Edebiyat bölümünden mezun oldu. Çok sayıda öykü yazdıktan sonra, Sergio Bonelli Editore için Zagor’un öykülerinin ana senaristlerinden biri oldu. Burattini, ilk öyküsünün yayınlandığı 1991 yılından bu yana, yıllar içinde karakterin öykü sayısı açısından yaratıcısı Sergio Bonelli’yi (diğer adıyla Guido Nolitta) geride bırakmıştır.


Burattini bir söyleşisinde yaptığı açıklamalara Eco’yu da dahil ediyor;
‘’ Teorik olarak, hiçbir hikaye – normal – (yani bariz veya sıradan) olmamalıdır. Ancak, Umberto Eco’dan alıntı yapacak olursak, aynı zamanda hiçbiri “kıyamet benzeri” olmamalıdır . Çünkü, bir seri çizgi roman her zaman geleneğe saygı göstermeli ve geleneklerden uzaklaşmamalıdır. Klişeler saygı duyulması ve çiğnenmesi için yaratılmıştır, her seferinde şaşırtmaya çalışılır, ama bu durum çok fazla olmamalı. Çünkü abartırsanız ihanet etme riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Zor bir denge. ‘’

Gülün Adı
Umberto Eco, bir manastırın kütüphanesinde bir ortaçağ kodeksi okurken aniden aklına bir dedektif hikayesi fikri gelir ve incelemeleri sırasında, bir keşişin zehirlenmeyle öldüğünü hayal eder . Böylece, tüm dünyada ünlü olan bir roman doğar. Romanın adı ‘’ Gülün Adı ‘’ dır .
Bilindiği gibi , Gülün Adı romanı , ilk kez 1980 yılında yayınlanan ve 1327 yılı sonunda geçen bir ortaçağ polisiyesi romanıdır. İlk yayınlandığı yıldan günümüze, tüm dünyada 40’dan fazla dile çevrilmiş, 50 milyondan fazla satılmış ve çeşitli ödüller almıştır. Şu anda dünyada en çok satan İtalyanca kitabıdır. Roman, İtalyan Strega Ödülü, Fransız Prix Medicis Étrangère Ödülü ve Japon Kono Mystery ga Sugoi Ödülü de dahil olmak üzere ‘’ En İyi Çeviri Gizem Romanı Ödülü ‘’ gibi bir çok uluslararası ödül kazanmıştır. Gülün Adı konusunda şimdiye kadar çok konuşuldu. Ama, sanırım en güzel yorumu İlber Ortaylı hoca yaptı. ” Bir vakfın yarışması için yazılan bu roman , sonra aldı yürüdü . Çok değişik ve sevilen roman ” demişti .



Eserden hareketle yapılan film de çok başarılı olur ( 1986 ) , birçok ödül kazanır. Kalabalık kadrolu filmin yönetmen koltuğunda Jean Jacques Annaud oturur. Başrol oyuncusu, bir zamanların Bond filmlerinin unutulmaz artisti Sean Connery’dir. ( Annaud’un, sadece romana uygun manastırı bulmak için 1 yıl boyunca araştırma yaptığı açıklanmıştır. )



Sinema filmi dışında, dizi film uyarlaması ( İtalyan RAI firması tarafından 8 bölüm olarak 2019’da ), tiyatro oyunu, video oyunu, radyo tiyatrosu uyarlamaları yapıldı. 2023 yılında usta çizer Manara, eserin çizgi roman uyarlamasını yaptı. Tabii, Mickey Mouse’de uyarlamalar ailesine dahil oldu.



Eco’nun duygu ve düşünce dünyası ve on altı yaşındayken Santa Scolastica’daki Benedictine manastırında bulunduğu zamanların anıları, romanın kaynaklarını oluşturur. Eco dedektiflik kavramını ele alırken, Sherlock Holmes ve yardımcısı Watson’u kullanır ve de eserde adı geçen karakterlerin isimlerini kelime oyunlarıyla çeşitli çağrışımlara neden olacak hale getirir. Baş karakter olan Baskerville’li William’ın aslında Holmes, yardımcısı Adso’nun aslında Doktor John Watson olması gibi. Zagor macerasında da sorunları çözmede yardımcı olan kişinin adının ‘’ William Doyle ‘’ olduğu görülmektedir. Gülün Adı romanındaki Baskerville’li William, bu kez Burattini tarafından Holmes romanlarının yazarı olan Arthur Conan Doyle’un soyadını almıştır !


Daha sonraki bölümde göreceğimiz gibi, isim verme konusunda Burattini’de Zagor macerasında aynı yönteme başvurur. Hatta, ‘’ Elm Sokağı Kabusu ‘’ kahramanını bile bizlere hatırlatır!



Romandaki manastır, Eco’nun ziyaret ettiği ve incelediği diğer birçok yer sayesinde canlanmıştır. Örneğin, birçok önemli sahnenin de yer aldığı sembolik bir yer olan scriptorium ( manastır topluluklarında el yazmalarını kopyalamakla görevli yazıcıların kullanımı için ayrılmış yazı odası ) için , Piacenza eyaletindeki Bobbio’daki San Colombano manastırından ilham alınmış. Yazı salonu ve tüm kütüphane için de İsviçre’deki St. Gallen Manastırı göz önüne alınmış.

Eco özellikle çizgi roman üzerine çok sayıda makale yazmıştır. 1964’te “Apocalittici e integrati” ( Kıyametçi ve Entegre Entelektüeller ) için yazdığı makalede 60’lardaki kitle kültürüne karşıt tutumları tanımlamaya çalışmış ve şunları yazmıştır.
‘’ Çizgi romanlar da radyo , televizyon ve gazete gibi medyayı kapsayan yaygın iletişim araçları grubunun bir parçasıdır. Tamamen marjinal bir kültürel olgu olarak, yüzyıllar boyunca toplumda giderek önemi artan bir alan açmıştır .’’

Çok tanınmış olan ‘’ Superman Miti ‘’ başlıklı , çizgi romanla ilgili bir başka makalede ise şunları yazmıştır; ( * )
‘’ (… ) Süpermen gündelik yaşam içinde ve şimdiki zaman içinde yer alan üstün güçlerle donatılmış olsa da , bizlerin yaşam ve ölüm koşullarına bağlı bir mittir. ‘’ ( Makalenin tümünün dilimize çevrilmiş şekline yazının sonunda verilen linkle ulaşılabilir. )



Ayrıca çizgi roman konusuyla ilgili şu sözleri klasik olmuştur !
“ İncil’i, Homer’ı ya da Dylan Dog’u günlerce hiç sıkılmadan okuyabilirim.”
Ya da bir başka unutulmaz sözü ;
“Eğlenmek istiyorsam Hegel okurum, kendimi adamak ( ciddi bir şeyler okumak ) istersem Corto Maltese okurum ! ”
Ama, bir an için daha da önceki zamana gidelim ;
İtalyan asıllı Umberto Eco, 1954’te 22 yaşındayken Torino Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Eco henüz 39 yaşındayken İtalya’nın kuzeyindeki Bologna Üniversitesi’nde göstergebilim profesörlüğü unvanını aldı.
1958 yılında İtalya’da ‘’ Filosofi in libertà ‘’ ( Özgürlükteki Filozoflar ) başlıklı isimsiz bir broşür yayımlandı. “Dedalus” takma adını kullanan bir yazarın yazdığı bu küçük kitap, felsefeye dair bazı mizahi şiirleri bir araya getiriyordu. Şiirlerin ve yazıların yanı sıra, yazarın bizzat çizdiği , kompozisyonların bazı noktalarını resimleyen , vurgulayan çok sayıda çizim vardı. Birkaç yıl sonra yazarın kimliği nihayet ortaya çıktı. O şiirlerin ve resimlerin arkasındaki kişi Umberto Eco idi !




Elbette çizim onun birincil ifade biçimi değil, ama bu yeteneğinin ‘’ Gülün Adı ‘’ gibi bir şaheser yazmasına yardımcı olduğunu belirtmek gerekiyor. Eco, karakterleri o romanı yazmadan önce çizmişti. Bu tarz bir ilerleme (önce görsel temsil, ardından kelimeler ve edebiyat çalışması ) kesin bir yazma sorununa verilen en iyi tepki olarak anlaşılmalı. Nitekim Eco kurmaca dünyasını oluşturmaya başlarken, ilk yılını sadece mekanları, insanları, onların çeşitli özelliklerini ve gerekli tüm detaylarıyla birlikte çevreyi tasarlamakla geçirmiştir. Bu çizimler ilk kez, yaklaşık 26 yıl sonra, İtalyan günlük ‘’ la Repubblica ‘’ gazetesinin yayınladığı özel bir röportaj vesilesiyle ortaya çıkmıştır.
Romana olan ilgi gibi Eco’nun çizimlerine olan ilgi de yoğun olur. Bu ilgiyi Eco şöyle açıklamıştır;
“Bir Amerikan kütüphanesi bunları satın almak istedi, ama ben direndim ! “


Resimlerde , romandaki manastırın ilham kaynakları görülüyor.
Torino’daki sembolik anıt olan Sacra di San Michele Manastırı ve de Subiaco’daki Santa Scolastica Manastırı. Filmde ve Zagor macerasında görülen , bu yapıdan esinlenmiş görüntülere bakalım.



Zagor macerasına gelecek olursak, Rosa Valley Akademisi filmde de gözle görünür hale gelen manastıra oldukça benzemekte. Nitekim Çiko, Zagor‘a bu yerin onu nasıl korkuttuğunu anlatır. Tıpkı, Gülün Adı’nda Adso’nun yaptığı gibi !!



Romanın ya da filmin sonlarına doğru çıkan yangın faciası, Zagor macerasında da bulunuyor. Ferri’nin maceranın iç ve dış ortam görüntülerindeki ustalığı, okurların şüphesiz dikkatini çekmiştir.


Ayrıca, Ferri çizimlerindeki bazı mağara içi ortamı görüntülerinde , Flash Gordon maceralarındaki izlenmeye doyum olmayan sahneleri hatırlatıyor.

Ferri , kendisiyle yapılan bir röportajda ;
‘’ İlk öykülerinin tabloları, daha sonrakilere ve hatta şimdikilere kıyasla çok daha detaylı olarak işlenmiş, çok daha dolu idi. Bu değişikliğin nedeni nedir ? ‘’ şeklinde kendisine sorulan soruya şu cevabı vermiş ;
‘’ Kısmen her tasarımcının yaşadığı doğal evrimden dolayı, bu tasarımların sözde “doluluğunun” çok özel bir amacı vardı. O zamanlar İtalya’da pratikte öyleydim. Bir acemi, ama Fransa’da öyle değil, bir süredir çalıştığım ve zaten ünlü olduğumu söyleyebilirim . Aslında Fransız pazarı, özellikle senaryo açısından bu tür çok “zengin” bir tasarıma ihtiyaç duyuyordu. Sergio Bonelli ve Zagor’la yapılan toplantı , bahsettiğim ve esasen dinamizme ve eyleme yönelen (ve hala aynı şekilde ), belki bazı ayrıntılardan ödün veren, ama okunabilirlik ve akıcılık kazanan bu evrimi çok hızlı bir şekilde destekledi. Bunlar çizgi romanın temel özellikleridir. ‘’

Farklı alanlarla birlikte, çizgi roman ve özellikle Bonelli dünyasında Umberto Eco’yu seven çok. Kurgu ve kurgu dışı kitapların yazarı, aynı zamanda Bonelli ( Dragonero , Zagor ve Tex ) ve Disney çizgi roman senaristi ve Via Buonarroti yayınevinin editörü Luca Barbieri’de Umberto Eco sevgisini açıklayanlardan.
‘’ Ernest Hemingway’in ve Cormac McCarthy’nin kuru düzyazısını çok seviyorum, ama aynı zamanda Jorge Luis Borges’in sofistike ve zarif düzyazısını da çok seviyorum. İtalyanlar arasında Dino Buzzati, Italo Calvino ve Umberto Eco’ya çılgınca bir aşkım var. ’’ diyor, Barbieri.
Zagor’un İtalyan okurları, bu macera için oldukça olumlu yorumlarda bulundular. Bir okurun yorumu şöyle ;
‘’ Okurken izlenimim, senaryonun her şeyden önce profesyonelce, boşluklar ve eksiklikler olmadan, karakteristik özelliğe göre yapıldığıdır. Kimin suçlu, kimin kurban olduğunu biliyorsunuz ve her şey yerli yerine oturuyor. ‘’

Ancak, sanırım bir çok okur maceradaki ‘’ uzun yıllar öncesinde rahiplerin sakladığı hazine ‘’yi okuyunca , Kazmakürek Bill’i de göreceğini tahmin etmiştir. Ama, sempatik karakterimiz bu macerada gözükmüyor !


Eco’ya gelince ;
“Başlangıçta,” diyor, “romanlarımın akademik ilgi alanlarımla hiçbir ilgisi olmadığı izlenimine kapıldım. Sonra eleştirmenlerin birçok bağlantı bulduğunu keşfettim ve Yaşayan Filozoflar Kütüphanesi editörleri romanlarımın felsefi bir katkı olarak dikkate alınması gerektiğine karar verdiler. Bu yüzden pes ediyorum. Bunların uyumlu olduğu fikrini kabul ediyorum. Açıkça şizofren değilim.” diye yaptığı açıklamalar akıllarda.

Eco’nun bu sözleri üzerine The Guardian gazetesinden yazar Stephen Moss şöyle yazmış ; ‘’ Gülün Adı, Thomas Aquinas’ın Estetiği ile Göstergebilim ve Dil Felsefesi bu nedenle hepsi aynı parçadır. Sadece küresel satışları farklıdır.’’ ( ** )
Ferri gibi milyonların sevgilisi olan Umberto Eco’nun 2016 yılında ölmesiyle, İtalya’da son kez görmek isteyenler Sforzesco Kalesi’nin avlusunda, sıraya girmişti. Eco’ya halkın yoğun sevgisini eşi Renate Ramge şöyle anlattı ;
‘’ Çok kalabalıktı, ben de vardım. Önümdekileri biraz iteleyerek, Eco’yu görmek için ilerlerken,
–Ben eşiyim , izin verir misiniz ? dedim.
–Hayır ! dediler. ‘’

Eco’nun ölümünden sonra konferanslar düzenlenmemesinin nedeni yine kendisi !! Zira , Eco ölümünden sonra 10 yıl süreyle , hakkında konferans düzenlenmesini istemediğini vasiyet etmiştir. Kendisine ait olan, 1500 antika kitabı ve de 30.000 kitabı barındıran kütüphanesi , ailesi tarafından İtalyan Devleti’ne bağışlanmıştır.



Umberto Eco , 1998 ve 2013 yıllarında İstanbul’a geldi. İstanbul’a ikinci gelişi Baudolino romanı için çalıştığı günlere rastlar. Zagor maceralarının efsanevi çizeri Gallieno Ferri ise 29. İstanbul Kitap Fuarı için 2010 yılında geldi.Tabii, Ferri’nin ziyaretiyle birlikte Zagor’da Türkiye’ye geldi !
Sonuç olarak, bu dünyadan , insanoğluna katkılarda bulunan bir çok filozof geldi geçti, bunlardan biri de hiç şüphesiz Umberto Eco. Eco’nun ruhunun ‘’ Darkwood ‘’ ormanlarına uğramasıyla, Zagor külliyatına güzel bir eser daha eklenmiş oldu.

NOTLAR
Yazılarımın Türkçe görsel unsurları için genellikle ‘’ Çizgi Diyarı ‘’ sitesinin tartışılmaz zenginlikteki arşivinden yararlanıyorum. Bu yazım için; ‘’ Huge ‘’, ‘’ Mehmet Ali ‘’ kullanıcı adlı dostların paylaşımlarından yararlandım. Kendilerine teşekkür ederim.
( * ) Eco’nun ‘’ Süpermen Miti ‘’ makalesinin tamamı için ;
https://www.academia.edu/11648258/Umberto_Eco_S%C3%BCpermen_Miti_
( ** ) Eco’nun Göstergebilimi konusundaki çalışmalarına odaklanan, Hacettepe Üniversitesi’nden Nil Göksel’in yüksek lisans tezine şu linkten ulaşılabilir.
https://agraphadogmata.wordpress.com/2012/06/23/umberto-eco-gostergebilimi/
YARARLANILAN BAŞLICA KAYNAKLAR
https://blog.bookstellyouwhy.com/book-spotlight-umberto-ecos-the-name-of-the-rose
https://lineadorizzonte.wordpress.com/2020/06/27/i-luoghi-e-i-nomi-della-rosa/
https://www.bettybfestival.it/ospiti/moreno-burattini/
https://www.theguardian.com/books/2011/nov/27/umberto-eco-people-tired-simple-things
